SistemCesur Türk

Durum: Çevrimdışı Kayıt: 19.01.2006
Mesajlar: 12294
Level: 69
| Deneyim: |
12837 / 12837 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 5:38 pm Mesaj konusu: TÜRKMEN VE TÜRKMENCE DEYİMLERİ ÜZERİNE TARTIŞMALAR |
|
|
İhtilal Komuta Konseyi'nin bildirisinde kullanılan Türkmen, Türkmen Dili ve Türkmence deyimleri, Iraklı Türk aydınları arasında bir takım tartışmalara yol açtı. Yönetim Irak'ta yaşayan Türklere "Türkmen" adını vermesinin, gerçi kendine göre gerekçeleri vardı; ancak "Türkmen Dili" veya "Türkmence" diye bahsedilen eğitimden ne kastedildiği, bildiride açıklanmamıştı. İşin bir başka ilgi çeken yanı alfabe konusuydu. O güne kadar Türkler, dergi ve kitap gibi yayınlarında eski harfleri, yani Arap alfabesini kullanıyorlardı. Bu bakımdan Türklere tanınan kültürel haklarda sözü edilen eğitim ile gazete ve dergi yayınlarının hangi harflerle yapılacağının tesbiti için, Türk aydınlarından oluşan bir komisyon tayin edildi. Uzun incelemelerden sonra komisyon, Irak'taki Türk toplumunun Latin harfleriyle eğitim ve yayın yapmaları yolunda bir eğilim taşıdığını tasbit ederek, yönetime bir rapor halinde sundu. Yönetim ise bir süre sonra alfabe tesbit işinin, görevlendirilen komisyonun yetkisinde olmadığını ve bu yüzden komisyonun görevinin sona erdiğini dolaylı biçimde ilan etti.
Alfabe konusunda Bağdat yönetiminin ülke yararına uygunluğu üzerinde duracağı, yapılan araştırmada da gericilerin Latin alfabesini, ilericilerin ise Arap harflerini istediklerini ifade eden yazılar yazdırttığı görüldü. Bu bakımdan Türklere tanınan eğitim kitapları ile basın ve yayın organlarının Arap harfleri ile Türkmence olacağı kesinlik kazandı.
Bildiride Türkçe'ye hiç yer verilmemesi, aslında Baasçıların bu konuda kullandıkları yarı ölçüler hakkında bir uyarı niteliğindeydi. Baas rejimi bir yandan Türkmenlere haklarını vermiş gibi davranıyor, öte yandan eski yazıyı kabul ederek, Irak'taki Türk topluluğunun Latin harfleri ile türkçe'yi kullanan topluluktan ayrılmasını sağlıyor ve böylece kültürel haklardan yararlanma oranını asgariye indiriyordu. Zira eğitimin uygulanması ile Türkmen çocukları yine arapça'ya bağımlı kalacaklar, sadece Irak ve belki Azerbaycan'da süren bir eski türkçeye mahkum olacaklar, yeni türkçe'yi ya kendi imkânları ile veya Türkiye'ye giderek öğreneceklerdi. Ayrıca ilkokulu bitirenler yeni zorluklarla karşılaşacaklar, Kerkük gibi, önemli yoğunlukta olan yöreler hem modern türkçe'den kopacak, hem de büyük ölçüde zayıf yetişeceklerdi.
Yönetimin türkmence olarak ifade ettiği, Türk halkının konuştuğu dilde, gerçi bölge halkının zengin bir edebiyatı vardı. Sözlü ürünler olarak halk ağzında yaşayan bu dili, bölge halkı yazı dilinde kullanmıyordu. Şiir, hikâye, makale, deneme ve inceleme gibi, yazı dilinde Irak'taki Türk toplumu, Türkiye türkçesini benimsemişti. Bu bakımdan yerli ağızla eğitim yapmak mümkün değildi. Çünki konuşma dilinin, yazı dilinde kullanılacak alt yapısı oluşmadığı için, yönetimin türkmence dediği halk ağzı eğitim ve basın dili olarak kullanılamazdı. Bu husus anlaşıldıktan sonra, türkmence eğitim deyimi değişmemekle beraber, mesele sadece alfabe bazında kaldı ve eski (Arap) harflerle Türkçe eğitim, türkmence'nin karşılığı oldu.
Uygulamada birçok okul, tanımı yapılamamış türkmence eğitimi seçti. Bu arada Türklerin yaşadığı bölgelerdeki ilkokullarda öğrencilerin etnik kökenlerini ortaya çıkaracak sayımlar yapıldı. Böylece Türk bölgelerinde 199 ilkokulda, türkmence eğitim yapılması kararlaştırıldı. Yalnız Kerkük şehir merkezinde 63'ü erkek, 52'si kız olmak üzere 115 ilkokulda türkmence eğitime geçildi. Ancak sonuçta bu yaklaşım da, türkmence eğitimin özendirilmesi için yeterli olmadı.
Öte yandan Bağdat yönetimi 11 Mart 1970 tarihinde Kürtlerle bir anlaşmaya vararak, bunların millet meclisinde temsil edilmelerini, özerk bir Kürt bölgesinin kurulmasını, bir Kürt cumhurbaşkanı yardımcısının tayini, milli gelirin adil biçimde paylaşılmasını ve bölgede arapça ve kürtçenin resmi dil olarak kabulünü öngördü. Anlaşmaya göre Kürtlerle hükümet güçleri arasında düşmanlık ortamının son bulması ve kuzeyde güven ve barışın sağlanması üzerine Bağdat yönetiminin artık Türklere yaklaşmasına ve onları kazanmasına ihtiyacı kalmamıştı. |
|