Etiketler: SağLık, BiLgiLeri... |
| « Önceki başlık :: Sonraki başlık » |
| Yazar |
Mesaj |
MrSeveNAktif Üye

 Durum: Çevrimdışı Kayıt: 11.08.2007
Mesajlar: 2185 Şehir: izmir
Level: 38
| Deneyim: |
2146 / 2146 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 3:39 pm Mesaj konusu: SağLık BiLgiLeri... |
|
|
kilolu çucuklar (6-11 yaş) için diyet
Çocuk diyetinde önemli olan çocuğun gelişimine zarar vermeyecek tarzda dengeli olmasıdır.Bu diyete ek olarak hareket artışıda sağlanmalıdır.
Uyanınca
1 bardak oda sıcaklığında su
1 porsiyon meyve ve suyu
Kahvaltı
1-2 dilim ekmek
1 adet yumurta
1 yemek kaşığı reçel ya da bal
1 su bardağı süt
Öğle
1-2 dilim ekmek
2/3 porsiyon et yemeği
1 porsiyon börek
1 porsiyon salata
İkindi
2 porsiyon mevsim meyvesi
Akşam
2/3 porsiyon kuru baklagil yemeği
1 porsiyon pilav ya da makarna
1 kase yoğurt
1 porsiyon salata
Gece
1 su bardağı süt _________________
Bir Teşekür Eksik Etmeyin LÜTFEN
Ne Mutlu Türküm Diyene ! |
|
| Başa dön |
|
 |
|
MrSeveNAktif Üye

 Durum: Çevrimdışı Kayıt: 11.08.2007
Mesajlar: 2185 Şehir: izmir
Level: 38
| Deneyim: |
2146 / 2146 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 3:40 pm Mesaj konusu: |
|
|
Obezite (şişmanlık , fazla kilo ) tedavisi için beslenme önerileri
Zayıflama ancak kişinin kendi iradesiyle mümkündür.Hernekadar bir çok klinik ve güzellik merkezi zayıflattığını iddia etsede sonuçta mutlaka kişi ya aktivitesini artırarak veya aldığı kalori miktarını azaltarak kilo verir. Müşteri sayısını artırmaya yönelik söylemlerin birçoğu gerçeği yansıtmaz. Lipoliz, mesoterapi,karboksiterapi,vakum,radyofrerkans,liposuction,yosun tedavisi, taşlarla tedavi,pasif jimnastik(adı bile meymenetsiz) uygulamaların tamamı kişinin kendi uğraşısıyla kilo verirken belirlenen yerden daha fazla kilo vermesini sağlayacak yada kilo kaybına bağlı doku sarkma ve gevşemelerini en aza indirecek uygulamalardır.Sadece bunların uygulanmasıyla istenildiği kadar kilo vermek mümkün değildir mutlaka beslenme alışkanlığının değiştirilmesi gerekmektedir.
Kilo vermekten daha zor olan konu verilen kilonun tekrar alınmaması yani elde edilen sonucun korunabilmesidir.Ne yazıkki kilo problemi olan insanların % 90 dan fazlası verdiği kiloları çeşitli bahanelerle (stres,gebelik, düzen ve bölge değişikliği) geri almaktadır.Kilo verip tekrar alma sorunu tekrar tekrar yaşandığında kişide bir ümitsizlik başlamakta ve sonunda bırakmaktadır.
Tekrarlanan diyet programları sonucunda vücut daha ekonomik çalışmayı öğrendiği için her defasında kilo vermek daha zor olmaktadır.
Zayıflama amacıyla yapılan daha agresif uygulamalar olan mide balonu , mideye kelepçe takılması , barsağın by pass edilmesi daha etkin olmakla birlikte istenilen sonuca ulaşılma oranı ne yazıkki beklenenin çok altında kalmaktadır.
Çoğu zaman gözardı edilen en önemli konu vücudun yeni duruma uyum sağlaması sorunudur.Şöyleki;2000 kaloriyle hayatını idame ettiren kilosu fazla olupta değişmeyen kişi aldığı kaloriyi 1500 kaloriye düşürdüğünde zayıflar.Ancak bir süre sonra vücut 1500 kaloriyle hayatını idame etirecek pozisyona geçtiği için kilo kaybı azalır ve durur.Bu durumda yapılacak şey ya alınan kalori miktarının azaltılması yada harcanan kalorinin artırılması gerekmektedir.Kişi aldığı kalori miktarını 1000 kaloriye indirdiğinde yeniden kilo kaybetmeye başlar ama vücut bir süre sonra 1000 kaloriyle yaşamı devam ettirecek kadar tasarruflu çalışmayı öğrendiği için yine kilo kaybı durur.Yapılacak şey yine aynıdır ya alınan kalori 1000 kalorinin altına çekilecek veya harcanan kalori artırılacaktır.Bu şakilde istenilen kiloya ulaşıldığında tesbit edilen kalori miktarı sonraki yaşam süresince alınabilecek kaloriyi belirleyecek yani yeni bir beslenme tarzı gerektirecektir.Aksi durumlarda kilo yeniden alınacak ve tüm emekler heba olacaktır.
Toplumda çok yaygın olarak bilinmeyen hipnoz yeni beslenme alışkanlığı edinmede yada kontrolsüz gıda tüketiminde(fazla kola içmek,aburcubur yemek gibi) çok etkin bir yöntemdir.Kilo vermede ve kiloyu tekrar almanın engellenmesinde en akla yatkın uygulama bilinç altının irdelenmesini ve yeniden programlanmasını sağlayabilen hipnoz gibi durmaktadır. _________________
Bir Teşekür Eksik Etmeyin LÜTFEN
Ne Mutlu Türküm Diyene ! |
|
| Başa dön |
|
 |
MrSeveNAktif Üye

 Durum: Çevrimdışı Kayıt: 11.08.2007
Mesajlar: 2185 Şehir: izmir
Level: 38
| Deneyim: |
2146 / 2146 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 3:40 pm Mesaj konusu: |
|
|
Zayıflama ilacı kullanırken dikkat !
Zayıflamak için kullanılan bitkisel ilaçlar, vücudun dengesini bozuyor
Zayıflamak için kullanılan bitkisel ilaçlar da doktor kontrolünde ve tavsiyesinde alınmalı. Çünkü bitkisel ilaçların da yan etkileri var. Kimi ilaçlar su kaybettirerek vücudun su dengesini bozarken, kimileri de vitamin emilimini engelleyerek vücudun ihtiyacını giderememesine sebep olur.
Doktor kontrolünde yapılan diyetle kişiler, doğru ve sağlıklı beslenmeyi öğrenirken bir yandan da yapacakları sporla sıkılaşma ve incelmeyi gerçekleştirebilir.
"Zayıflama ilaçları" adı altında bazı bitkisel ilaçlar Batı ülkelerinden sonra Türkiye'de de bir süredir kullanıma sunuldu. Her birisi bazı bitkisel kökenli maddeler içerirken aynı zamanda bitkisel kökenli olmayan maddeler de içeriyor. Eğer hayvansal bazı katkı maddeleri, örneğin jelatin varsa bu domuzdan yapılan jelatin olabileceğinden Müslüman hanımların çok dikkatli olması gerekiyor. Zayıflama amacıyla kullanılan bitkisel ilaçların etki mekanizmaları çeşitlidir. Vücuttan su kaybettirenler, karbonhidratların bağırsaklardan emilimini azaltanlar, yağların emilimini engelleyip atılımını sağlayanlar ve iştahı azaltan veya ortadan kaldıranlar vardır. Bu ilaçlar ABD'de doktor reçetelerine yazılmıyor. Bunun sebebi, bu ilaçlarla ilgili hayvan ve insan deneyleri yeterli sürede yapılmamış olduğundan henüz daha etki alanı ve yan etkileri tam olarak ortaya konulamamış ve FDA onayı alınamamıştır. Bilindiği üzere bir ilacın etki alanı, yan etkileri, riskleri ve diğer ilaçlarla olan etkileşimlerinin tam olarak anlaşılabilmesi ve bunun sonucunda kullanılabilirliğinin yetkili resmî makamlar tarafından onaylanması için en az 10 yıl süre ile denenmiş olması gerekmektedir.
Bitkisel zayıflama ilaçları kullanmakta olan kişilerin kısa vadede maruz kalabildikleri yan etkilerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Su kaybettirerek vücudun su dengesini bozmaktadır. Vücut fonksiyonları için çok gerekli olan yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E ve K vitaminleri) emilimini engelleyerek bu vitaminlerin eksikliğini oluşturarak bunların vücutta rol aldığı kimyasal olayları bozmaktadır. İştahı ortadan kaldırırken başağrısı, mide bulantısı, halsizlik vs. yapmaktadır. Bu tür ilaçları kullanan kişilerde uzun vadede ne gibi yan etkiler oluşabileceği ise henüz daha yeterli deneyler yapılmamış olduğu için tam anlamıyla ortaya konulamamıştır. Peki zayıflamak isteyen insanlar ne yapabilirler? Doktor kontrolünde tıbbî zayıflama yaptıran merkezlere başvurabilirler _________________
Bir Teşekür Eksik Etmeyin LÜTFEN
Ne Mutlu Türküm Diyene ! |
|
| Başa dön |
|
 |
MrSeveNAktif Üye

 Durum: Çevrimdışı Kayıt: 11.08.2007
Mesajlar: 2185 Şehir: izmir
Level: 38
| Deneyim: |
2146 / 2146 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 3:40 pm Mesaj konusu: |
|
|
Alzehimerde kaybolan hafıza geri gelirmi
İngiliz Nature dergisinde yayımlanan araştırmanın sonuçlarına göre, bilim adamları, Alzheimer’e benzer beyin hastalığı olan farelerin önceden kendilerine öğretilen görevleri iki yeni yöntemle yeniden hatırlayabildiğini gözlemledi.
Massachussetts Teknoloji Enstitüsünden bir grup araştırmacının bulduğu bu iki yöntemin beynin uyarılması ve ilaç olduğunu belirtildi.
Bilim adamlarının genetik değişikliğe uğrattıkları fareler, elektrik şokundan kaçmaları ve bir labirentte besine nasıl ulaşılacağı gibi görevleri 6 hafta sonra hatırlayamaz duruma geldi. Bu farelerden bazıları, oyuncakların ve koşu bantlarının bulunduğu daha uyarıcı bir çevreye yerleştirildi. Yeni çevreye yerleştirilen farelerin, diğer deney farelerine nazaran geçmişte öğretilenleri hatırlayabildiği ve hatta yeni şeyleri öğrenme konusunda daha iyi olduğu saptandı.
HDAC gibi inhibitörlerden oluşan bir ilaç grubunu da farelerin üzerinde deneyen bilim adamları, bu ilaçların da hafızayı ve öğrenmeyi güçlendirdiğini belirledi.
Araştırmanın, Alzheimer gibi beyin hastalıklarında hafızanın beyinden silinmediğini, ancak hastalık yüzünden bilgilere erişilemediğini gösterdiğini belirten araştırmacılar, araştırma sonuçlarının Alzheimer gibi hastalıklara yakalananlar için bir umut olabileceğini düşünüyor. _________________
Bir Teşekür Eksik Etmeyin LÜTFEN
Ne Mutlu Türküm Diyene ! |
|
| Başa dön |
|
 |
MrSeveNAktif Üye

 Durum: Çevrimdışı Kayıt: 11.08.2007
Mesajlar: 2185 Şehir: izmir
Level: 38
| Deneyim: |
2146 / 2146 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 3:41 pm Mesaj konusu: |
|
|
Uyurken dializ yaptırma şansı
EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Başçı, hastaların evlerinde sahip olacakları cihazla dializ yapabileceklerini, 4 hastalarının evlerinde 'uyku dializi’ uyguladıklarını açıkladı. Prof. Dr. Başçı, “Bu tedavi hem daha ucuza gelmekte, hem de hastaların yaşam süresi ve kalitesini artırmaktadır” dedi.
Prof. Dr. Başçı, Türkiye'de 40 bin kronik böbrek hastası bulunduğunu, bunlardan 37 bininin dializ merkezlerinde tedavi gördüğünü, 3 bin kadarının da periton (karın) dializi denilen yöntemle evlerinde kendilerine dializ uyguladıklarını söyledi. Prof. Dr. Başçı, kronik böbrek hastalarının makineden kurtulmaları için organ nakli olması gerektiğini, ancak bağışlarının yetersiz olması yüzünden bu şansı pek azının yakalayabildiğini kaydetti.
Hastaların dializ merkezlerinde haftada 3 gün 4'er saat makineye bağlandığını, bu yüzden hastaların yaşam konforlarının olmadığını, çoğunun çalışamadığını belirten Prof. Dr. Başçı, şöyle konuştu:
“Oysa hastalar evlerinde uyurken bu dializi gerçekleştirebilseler günlük yaşam konforları daha çok artacak. Türkiye'de ilk kez evde dializ uygulamasını başlattık. Bir firma 4 hastamız için dializ cihazı sağladı. Bu hastalarımıza gerekli eğitim verildi.
Artık evlerinde gece yatarken dialize bağlanıyorlar. Yine haftada 3 gün dializ yapıyorlar, ama 4 yerine 8 saat. Ve bu 8 saatlik süre genelde uykuda geçiyor. Gece yatarken dialize bağlanıp sabah makineden kurtuluyorlar. Dializ süresi uzadığı için hastaların hemen hemen hiç ilaç kullanmasına gerek kalmıyor.
Birçok diyaliz hastasının kullanmak zorunda kaldığı tansiyon, fosfor bağlayıcı gibi ilaçları kullanmak durumunda kalmıyorlar. Ayrıca bu uygulama yapılan hastalar çok pahalı olan kan yapıcı iğneleri de kullanmak durumunda olmuyor.”
Evde dializin devlete de maliyeti düşürdüğünü kaydeden Prof. Dr. Başçı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir dializ cihazı 21 bin YTL. civarında. Bunu hastaların alması mümkün değil. Zaten firma da bunun hastalar tarafından satın alınmasını öngörmüyor. Firma bir cihazın bir merkezde 5 yıl kullanıldığını, evde dializde ise aynı cihazın 15 yıl kullanılacağını hesaplıyor. Yani ikisinin de amortismanının aynı olduğu belirlenmiş. Dolayısıyla cihazların evlere girmesi için hastanın yatırım yapmasına gerek yok. Bir dializ seansının devlete maliyeti 138 YTL. Evde dializin yaygınlaşması için sosyal güvenlik kurumlarının (evde dializi) kabul edip seans faturasının ödenmesi isteniyor. Dialize giren hastaların yüzde 10- 20'sine evde dializ şansı sağlamak bile çok önemli. Çünkü hastaların ilaç ihtiyacı azalıyor, yaşam kaliteleri artıp yaşam süreleri uzuyor. Hasta işini yapabilir, normal mesai saatleri içinde çalışabilir. Yurt dışında yapılan çalışmalar bunu gösteriyor. Bu yöntem devlet tarafından desteklenmeli.”
Prof. Dr. Başçı, “Türkiye'de ilk kez başlatılan uygulama ile bu hastalarımız hastaneye gelmeden evlerinde kendi kendilerine diyaliz oluyor. Ayrıca şu anda İzmir ve İstanbul'daki iki özel merkezde gece diyalizi şeklinde gece seansları uygulanmaya başlandı. Bu şekilde hastalar 8 saat diyaliz olabiliyor” diye konuştu _________________
Bir Teşekür Eksik Etmeyin LÜTFEN
Ne Mutlu Türküm Diyene ! |
|
| Başa dön |
|
 |
MrSeveNAktif Üye

 Durum: Çevrimdışı Kayıt: 11.08.2007
Mesajlar: 2185 Şehir: izmir
Level: 38
| Deneyim: |
2146 / 2146 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 3:41 pm Mesaj konusu: |
|
|
Diabet ( şeker ) hastalarına tropikal umut
Tayland Chulalongkorn Universitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim üyesi Dr. Sukanya Nimmannit Jesadanont, tropikal ülkelerde yetişen "Malvastrum Coromandelianum" (yalancı ebegümeci)
bitkisinin kan şekerini düşürdüğünü, yaraları iyileştirdiğini belirledi.
Hastaların enjektörle vücuda insülin verilmesinden şikayet ettiklerini, bilim adamlarının da bunun dışında yöntem arayışlarına girdiğini ifade eden Dr. Jesadanont, solunum yoluyla alınan insülinin yan etkilerinin ise henüz tam belirlenemediğine işaret etti.
Hastalar için en kolay uygulama yolunun insülinin içilerek alınması olduğunu belirten Jesadanont, şu anda bitkinin formülünün hazırlandığını bildirdi.
Jesadanont, "Araştırmalar tamamlandığında, şeker hastalarının insülin iğnesi yapmasına gerek kalmayacağını umuyorum. Bitkinin ayrıca diğer önemli özellikleri de antibakteriyel olması ve yaraları kısa sürede iyileştirmesi. Bu etkisiyle de çok yararlı bir bitki" dedi.
Ekibiyle birlikte toz haline getirdikleri bitkisel ürünün patentini aldıklarını da kaydeden Jesadanont, hayvanlar üzerindeki denemelerinin ardından aldıkları olumlu sonuç sonrası hastalar üzerinde de kullanmaya başladıklarını ve herhangi bir olumsuz etkiyle karşılaşmadıklarını belirtti.
Bitkinin kullanımında dozun çok önemli olduğuna işaret eden Jesadanont, bu nedenle kullanıma geçildiğinde doktor kontrolünde uygulanmasının yararlı olacağını sözlerine ekledi _________________
Bir Teşekür Eksik Etmeyin LÜTFEN
Ne Mutlu Türküm Diyene ! |
|
| Başa dön |
|
 |
MrSeveNAktif Üye

 Durum: Çevrimdışı Kayıt: 11.08.2007
Mesajlar: 2185 Şehir: izmir
Level: 38
| Deneyim: |
2146 / 2146 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 3:41 pm Mesaj konusu: |
|
|
Çil ve leke tedavisi
Güneş ışınlarıyla ortaya çıkan güneş lekeleri cildi güneşin zararlı ışınlarından korumak için oluşan savunma dokusudur ve hastalık değildir ama ciddi kozmetik kusur olarak algılanabilmektedir.Normalde cilde rengini veren melanin denilen maddenin dengesiz bir şekilde çoğalması sonucu oluşur. Melanin melanosit adlı hücrelerden salgılanan cildi güneş ışınlarından koruyan kahverengi bir pigmenttir.Güneş ışığına karşı verilen kişisel cevap farklılığı güneş lekesi ve çil olarak karşımıza çıkar.Çok değişik renk, şekil ve derinlikte olabilmektedir.
TEŞHİS:Şahıs güneş lekelerinin oluşumu hatırlar ve güneşten dolayı olduğunu bilir,çil genellikle çocukluk yaşlarından beri vardır.Gebelik lekesinin (kloazma) oluşumu ve tedaviye verdiği cevap çok farklıdır.Birbirlerine çok benzer ama gebelik lekesinin tedavi şansı daha azdır.
LEKE TEDAVİSİ:
Genel olarak polikilnik şartlarında yüzden tabaka kaldırmaya yarayan düşük yoğunluklu asitli kremler ve güneş koruyucu önerilir,yeterli düzelme sağlanmazsa diğer uygulamalara geçilir.
LASERLE LEKE TEDAVİSİ:
Laser tedavisinde lekeli bölgeye çok kısa süreli yüksek enerjili belirlenmiş dalga boyunda ışık uygulanır.Uygulanan bu ışık ciltten daha koyu olan bölge tarafından fazla tutulduğu için cilt zarar görmezken lekeler ısınır. Isınan lekeler ince tabaka şeklinde dökülür.Laser yüzeyel lekeleri yok ettiği gibi lekeyi yapan derin plandaki melanositleride etkileyerek lekenin asıl sebebini yok eder. Bu sayede kökten çözüm sağlanarak lekeler kalıcı olarak yok edilir.
Laser uygulaması esnasında yüzdeki lekelerle birlikte yaşlılık ifadesi veren kılcal damarlarda yok olmaktadır ve aynı alandaki ince kırışıklıklarda gerilemektedir.
KİMYASAL PEELİNG İLE LEKE TEDAVİSİ:
Doğumsal lekeler,güneş lekesi ve çil gibi ciltten daha koyu renkli oluşumlar kimyasal peeling ile ciltten ince bir tabaka kaldırılarak tedavi edilmektedir.Bu yöntemde etkinlik yetersiz kalabilmekte tamamen düzelme elde edilememektedir.
Güneş lekesinde ciddi ölçüde sağlanan gerileme tatmin edici sonuç verir güneş koruyucularla güneşin etkisinin azaltılması tekrar oluşumunu geciktirir.Dik güneşe maruz kalındığında tekrar oluşabilir.
Kimyasal peelingle tedavinin sonunda lekeler azaldığı gibi tazelenen ciltte daha kırışıksız,genç ve parlak bir görünüm elde edilir.
Çil ve lekenin kişisel yatkınlık olduğu için tekrarından korunmak amacıyla özellikle yaz aylarında güneş koruyucu kremler kullanmak gerekir.
Gebeliğe bağlı olarak oluşan lekelerin oluşum tarzı çok farklı olduğu için gerek kimyasal peeling gerekse laser yeterince etkili olamamakta ve % 60-70 oranında tekrarlamaktadır.Gebelik lekesinde her iki tedavi yöntemini de uygulamamaktayız _________________
Bir Teşekür Eksik Etmeyin LÜTFEN
Ne Mutlu Türküm Diyene ! |
|
| Başa dön |
|
 |
MrSeveNAktif Üye

 Durum: Çevrimdışı Kayıt: 11.08.2007
Mesajlar: 2185 Şehir: izmir
Level: 38
| Deneyim: |
2146 / 2146 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 3:41 pm Mesaj konusu: |
|
|
O-P-R
Ö
ÖDEM:Doku içinde olması gerekenden fazla su birikmesine bağlı şişlik.Daha çok bacaklarda olur ama çeşitli hastalıklarda akciğer ve beyindede olabilir.
Ödipus Kompleksi: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir.
ÖSTAKİ BORUSU:İç kulak boşlundaki basıncı dengeleyen burnun arka kısmına açılan kanal.
ÖSTROJEN:Kadının cinsel gelişimini sağlayan kadınlık hormonu.
Ötenazi: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir. Tedavisi mümkün olmayan kronik hastalıklarda, hayattan umudunu kesmiş hastanın ağrısız bir metotla ölümüne izin verilmesidir.Yasal değildir.
ÖZEFAGUS(esefagus):Yemek borusu
P
PALİLALİ:Aynı kelime ve cümleleri tekrar tekrar söyleme hastalığı
PALYATİF:Kesin tedavi olmayan rahatlatıcı tedavi
PALYASYON:Geçici tedavi
PALPASYON:Elle bastırarak muayene
PALSY:Felç
PAN:Bütün,tam
PANARİSH:Parmak ucunda iltihap
PANDEMİ:Bulaşıcı hastalığın geniş alana yayılması.
PANKARDİT:Kalbin zarının iltihabı
Pankreas: Karın boşluğunun üst tarafında ve bel omurlarının ön kısmında yerleşik bir organdır. Salgılarıyla sindirm fonksiyonuna yardımcı olur ve kan şekerini düzenler.
Pankreatit: Pankreas iltihabıdır.
Panoftalmi: Gözün bütün tabakalarının iltihabı.
Pansinüzit: Bütün yüz sinüslerinin iltihabı.
Papillom: Meme başı gibi çıkıntılar yapan iyi huylu tümörler.
Papillokarsinom: Kötü huylu papillom.
Papaverin: Opiumdan elde edilen, düz kasların spazmını çözücüetkiye sahip bir alkaloid.
Papillit: Görme sinirinin retinaya girdiği yerin (optik papilla) ödemli iltihabı.
Papül: Ciltteki, sınırları belirgin, kabarık, 1 cm'den küçük çaplı lezyonlardır.
Para: Yanında, yan. Örn. Para-aortik aortun yanında.
Parakardiak: Kalbin yanında, kalbe komşu.
Paralitik: Felç olan, felçli kişi.
Paralizi: Felç.
Paramedian: Orta hattın yanında, orta hatta yakın.
Paramedikal: Bir dereceye kadar tıpla ilgili, hekimliği kısmen ilgilendiren.
Paranazal: Burun boşluğunun yanında, buruna komşu.
Parankim: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. Örneğin, karaciğer parankimi denildiği zaman, karaciğerin bütünü anlaşılır.
Paraozefageal: Özefagusun (yemek borusu) yanında yer alan.
Parapleji: Belden aşağı her, iki bacağın tutmaması, felç hali.
Paraparezi: Belden aşağı her iki bacağın kısmi felci, örn. hareket olup, yardımsız yürüyecek kadar güç olmaması.
Paratiroid: Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim.
Paratiroidektomi: Paratiroidlerin ameliyatla çıkartılması.
Paratrakeal: Nefes borusunun yanında yer alan.
Paravertebral: Omurganın (Vertebral Kolon) yanında yer alan.
Parazitemi: Kanda parazit bulunması.
Parazit: Asalak.
Parasentez: İçinde su veya cerahat toplanmış bir vücut boşluğundaki sıvıyı çıkarmak için yapılan delme ameliyatı.
Parenkim: Organın kendine özel doku yapısı.
Parenteral: İlaç veya serumların ağız yolu ile değil damar yolu, adele içi gibi yollarla verilmesi.
Parestezi: Uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.
Parietal Kemik: Kafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim.
Paroksismal: Ani ve geçici krizler halinde gelen.
Parsiyel: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kısmi.
Partikül: Parçacık, zerre.
PARKİNSON:Beyinde dopamin eksikliğinden kaynaklanan titreme,dengesizlik ve konuşma bozukluğuyla seyreden hastalık
Partus: Doğum.
Parotis Bezi: Kulak altı tükrük bezi.
Parotitis: Kabakulak.
Patella: Diz kapağı kemiği.
Patojen: Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar.
Patogenez: Hastalığın esas ve gelişimi.
Patognomonik: Bir hastalık için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalık akla gelmelidir gibi.
Patolojik: Normal olmayan, hastalıklı.
Patolog: Hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen değişimleri inceleyen bilimle uğraşan kişi.
Pediatri: Çocuk hastalıkları ile uğraşan tıp dalı.
Pediatrist: Çocuk hastalıkları uzmanı.
Pelvis: Leğen kemiği.
Penis: Erkek cinsel organı.
PENİL PROTEZ:Penis içine protez koyma(ereksiyon problemi olanlara çözüm)
PENİS:Erkek cinsel organı.
PERFORE:Delinmiş,mide ülseri derinleşince delinir ve içeriği karın boşluğuna akar.
Periton: Karın içi organları çepeçevre saran, karın boşluğunun iç yüzünü örten zardır.
Peritonit: Peritonun iltihabıdır.
PERİYODİK:Belirli aralıklarla olan yada yapılan.
PERKUTAN:Cildin üzerinden cildi geçerek.
Peroral: Ağız yolu ile.
Peteşi: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar dışına kan çıkması).
Phenotype: Kişinin kalıtsal yapısının dışa akseden görünümü, aynı tür fertlerini belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü.
PİLONİDAL SİNÜS(KIL DÖNMESİ):Kuyruk sokumunda cilt altında kıl yumağı oluşması,bilinenin aksine o bölge kılları değil enseden dökülen kıllar yapar.
Pitriasis: Daha çok gövdede ve uzuvların gövdeye yakın yerlerinde yerleşen, bazan kepeklenme gösteren bir cilt hastalığıdır.
Plak: Plak, dermatologlar için açık bir anlamı olan ancak başkaları tarafından genellikle anlaşılmayan bir terimdir. Yüksekliğine oranla kapladığı alan geniştir ve keskin bir kenarı vardır. Plaklar en sık sedef hastalığında (psöriasis) görülür.
Plevra: Akciğerleri ve göğüs kafesinin iç yüzünü örten zar.
Plevral: Plevraya ait.
Plörezi: Plevra iltihabı. Akciğerin üzerini örten plevra ile göğüs duvarını örten iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesi.
Plörit: Plevranın, sıvı birikmeksizin kuru iltihabı.
POLİDAKTİLİ:Fazla sayıda parmak olması.
POLİDİPSİ:Çok fazla su içme.
Polikistik: Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluşumlara verilen addır. Polikistik böbrek,polikistik meme
POLİP:Ben,etbeni,bir yeri kaplayan örtüde çıkıntı,sindirim sistemi veya ciltte olur.
POLİPEKTOMİ:Ben yapısındaki oluşumu ameliyatla almak.
POLİSİTEMİ:Kan hücrelerinin fazlalığı. POLİÜRİ:İdrarın 2000 ml den fazla olması.
POLİÜRİ:Çok idrar yapma
POLLAKÜRİ:Sık idrara çıkma prostat büyümesinde görülür.
PORTÖR(PORTER):Bir mikrop veya paraziti taşıyan(kendi hasta olmayabilir)
PROSTAT:Erkekte meni salgısını sulandıran salgı bezi.
PROSTATİT:Prostat iltihabı.
Prostatit: Prostat iltihabı.
Psoriasis: Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Sık rastlanan, özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diğer bölgelerinde rastlanan simetrik, kırmızı, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastalığıdır. Sebebi bilinmemektedir.
Pulmoner: Akciğer veya akciğerlerle ilgili.
Pulmoner Arter: Akciğerin büyük besleyici arteri.
Purpura: Deri ve mukozalardaki küçük kanamalar.
Püstül: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarık lezyonlardır
R
RABİES:Kuduz hastalığı.
RADİUS:Ön kol kemiği.
RADİKAL:Tümüyle veya kökünden ve çevresiyle birlikte.Örneğin;radikal mastektomi:meme ve çevre yapıların ameliyatla alınması.
RADİKÜLİT:Omurilikten çıkan sinirlerin ilk çıktığı kısmı olan radükilin iltihabı.
RADİKÜLOPATİ:Spinal sinir köklerinin hasarlanması.
RADYOAKTİF:Radyasyon ışını veren.
RADYODERMATİT:Işın tedavisi gören alandaki cildin yanması.
RADYOLOJİ:Röntgen ve USG gibi görüntülemeyle ilgilenen tıp dalı.
RADYOTERAPİ:Röntgen ışınlarıyla tedavi,daha çok kanser tedavisinde kullanılır.
RAHİM:Kadın üreme organı,Uterus, döl yatağı.
RAŞİTİZM:D vitamini eksikliğinden kaynaklanan çocuk hastalığı.
RAYNAUD(REYNO) HASTALIĞI:Soğuktaeldiven şeklinde el ve parmaklarda morarma şeklinde bulgu veren bir hastalıktır,kadınlarda sık görülür.
REFLEXOLOJİ eğişik masaj türleriyle yapılan tedavi yöntemleri.
REFRAKSİYON KUSURU:Gözlük ihtiyacı duyan görme bozukluğu.
REFRAKTOMETRE:Görme bozuklukluklarını ölçen cihaz
REJENERASYON:Yenilenme,dokunun kendini onarması.
REJİONAL(REGİONEL):Sınırlı bir alan örnek:Rejionel anestezi:Belden aşağıyı uyuşturma.
REGRESYON:Hastalığın kendiliğinden gerilemesi.
REGURJİTASYON:Yenilen gıdaların kusma olmaksızın geri kaçması.
REHABİLİTASYON:Fiziki hareket kusurlarını düzeltme, yeniden kazandırma.
REMİSYON:Hastalığın düzelme dönemine girmesi
RENAL:Böbreğe ait olan,böbrekten kaynaklanan.
RENAL ARTER:Böbreğin atar damarı.
RENAL VEN:Böbreğin toplar damarı.
RESPİRASYON:Nefes alıp verme.
RESPİRATÖR:Suni solunum yaptıran otomatik cihaz.
RETANSİYON:Boşalamama örnek:prostat hastalığında idrarın tamamının boşalmaması
RETİNA:Gözün görmeyi sağlayan en arkadaki renkli tabakası.
RETİNİT:Retinanın çeşitli sebeplerle iltihaplanması.
RETİNİTİS PİGMENTOZA(TAVUK KARASI):Retina tabakasının zamanla bozulması,karanlıkta görüş azalır.
RETRO:Arkada,arkasında
RETROBULBER NÖRİT:Görme sinirinin iltihaplanması,genellikle viraldir.
R | | |