Etiketler: MUSUL-KERKÜK, BÖLGESİNİN, TARİHİ |
| « Önceki başlık :: Sonraki başlık » |
| Yazar |
Mesaj |
SistemCesur Türk

Durum: Çevrimdışı Kayıt: 19.01.2006
Mesajlar: 12295
Level: 69
| Deneyim: |
12835 / 12835 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Wed Jun 27, 2007 9:31 pm Mesaj konusu: MUSUL-KERKÜK BÖLGESİNİN TARİHİ |
|
|
MUSUL-KERKÜK BÖLGESİNİN TARİHİ
Musul, Ortadoğu'nun önemli bir noktasında yer alması sebebiyle çok çeşitli kültür ve medeniyetlerin buluştuğu bir bölge olmuştur. İnsanlık tarihinin ilk yazılı belgeleri bu bölgede ortaya çıkarılmış, insanların kalabalıktan teşkilâtlı topluma geçişte oluşturdukları bilgiler ilk olarak yine bu bölgede meydana gelmiştir. İslâm Fütûhâtından Önce Musul Bölgesi Milâttan önceki yıllarda Musul bölgesinin de içinde bulunduğu "Mezopotamya" üzerinde çok önemli uygarlıklar kurulduğu bilinmektedir. Bunların en önemlileri "Asur" ve "Babil" uygarlıklarıdır. Asur Devleti'nin merkezi olan Ninova; Dicle nehrinin karşısında ve doğu yönünde, Musul'un yanıbaşındadır. Ninova şehrini kuran Ninova veya Ninos, Asurluların hükümdarı olup 52 sene hükümran olmuştur. Asur Devleti yaklaşık 1300 yıl varlığını sürdürmüştür.Kerkük şehrini bina eden Asur Hükümdarı Sartnabal'ın (M.Ö. 800 yılında) bu şehre "Kerhsuluh" adını verdiği tarihî kaynaklarda rivayet edilmektedir. Keldânîcede "Kerh" şehir anlamına gelmektedir. "Suluh" ise Sartnabal'in esas ismidir.
Asurlulardan sonra Babil Devleti'nin bölgeye tamamiyle hâkim olduğu görülmektedir. Fakat Babil'in hâkimiyeti Perstecavüzleri karşısında uzun sürmemiş ve Musul-Kerkük bölgesi Perslilerin eline geçtikten sonra buraya çok kalabalık şekilde Pers nüfusuiskân ettirilmiştir. İskender'in işgaline de marûz kalan Musul bölgesi ahâlîsi, Hıristiyanlığın ortaya çıkışından sonra bu dine yöneldi. Hıristiyanlığın nüfuz etmiş olduğu Musul, II. yüzyılın başından itibaren Asurluların dinî merkezi olan Ninova'nın yerini aldı. İslâm Fütûhâtı Halife Hz. Ömer zamanında Medine Devletinin sınırları Arabistan dışına taşmış ve Anadolu'ya kadar seferler düzenlenmiştir. Hz. Ömer'in komutanlarından Utba b. Farkat komutasında Dicle-Fırat havzasına yapılan seferler neticesinde 642 tarihinde Musul feth olunduğu gibi yine aynı sene içinde Iyaz b. Ganem komutasındaki Müslümanlar Kerkük ve civarını ele geçirdiler.
Müslümanlar ahâlîye baskı yapmayıp isteyenlerin istedikleri yere göç edebilecekleri veya isterlerse bölgede kalabilecekleri hususunda serbestlik tanıdılar. Musul'un yönetimine tayin edilen Harsama, buraya Arapları yerleştirip onlara ev ve toprak vererek Musul'u askerî bir şehir haline getirdi. Daha sonra bir süre Emevîlerin yönetimi altında kalan Musul, Emevî Halifesi II. Mervan'ın Mısır'da öldürülmesi ve Ebu'l-Abbas Abdullah'ın halife seçilmesi ile Abbasî Devleti'nin kurulması (750) üzerine bu devletin hâkimiyeti altına girdi. Ebu'l-Abbas Abdullah'ın Musul'a vali olarak tayin ettiği, kardeşinin oğlu İbrahim b. Yahya'nın şehirde büyük bir katliam yaptığı bilinmektedir (751). Musul'un 868 yılında Hâricî işgaline uğradığı fakat kısa bir süre sonra Halife el-Mutemed tarafından geri alındığı görülmektedir.
874 tarihinde Halife Mutemed, Türk kumandanı Asategin'i Musul vilâyetine vali tayin etmiş, fakat Asategin Musul'a kendi gitmeyip vekâleten oğlu Edgütegin'i yollamıştır. Ancak Musul halkının onu istememesi üzerine Edgütegin Musul'dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Musullular bu arada Yahya b. Süleyman'ı kendilerine emir olarak seçmişlerdi. Asategin ertesi sene Heysem b. Abdullah'ı Musul'a vali tayin ettiyse de Heysem de Musul halkı karşısında tutunamayarak geri dönmek zorunda kaldı. Daha sonra İshak b. Eyub kumandasında Musul'a gönderilen 20. kişilik kuvvet de başarı kazanamadı. Bir müddet sonra Musul'da yağmacı Kürt aşiretleri tehlikesinin ortaya çıkması üzerine Halife Muktefi, Hemdânîlerden Hüseyin'in kardeşi Ebu'l-Hayca Abdullah'ı Kürtlerin üzerine gönderdi ve Ebu'l-Hayca 905 tarihinde Kürtleri itaat altına alarak reisleri Muhammed b. Bilal'e baş eğdirdi. Abbasîlerden sonra Musul bölgesinde 929-996 tarihleri arasında Hemdânîler, 996-1096 yılları arasında da Ukaylîlerin hüküm sürdüğü görülmektedir. |
|
| Başa dön |
|
 |
|
SistemCesur Türk

Durum: Çevrimdışı Kayıt: 19.01.2006
Mesajlar: 12295
Level: 69
| Deneyim: |
12835 / 12835 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Wed Jun 27, 2007 9:32 pm Mesaj konusu: |
|
|
Musul'da İlk Türk Devleti (Tulunîler)Hâkimiyeti
Mısırve Suriye'de Abbasî halifesine bağlı olarak kurulan ilk Türk devleti olan Tulunî Devleti'nin kurucusu Ahmed b. Tulun aslında paralı bir askerdi. Ahmed b. Tulun, Mısır'da kısa sürede büyük bir yükselişle Türklerin etrafında toplandığı şahsiyet haline gelerek Abbasî Devleti içinde etkisini gittikçe arttırmış, hatta devletin bir kısım vergilerini bile toplamaya başlamış ve Fustat şehrine de hâkim olmuştu.
Ahmed, 884'te Suriye seferinde öldüğünde Suriye ve Irakbölgesi tamamen Tulunî Devleti'nin hâkimiyet sahası içindeydi. Ahmed'in yerine oğlu Humareveyh geçti. Ahmed b. Tulunile Abbasî Naibi el-Muvaffak arasındaki mücadele devam etti. Naib, oğlu Ahmed'i Suriye'ye Humaraveyh üzerine gönderdi ve iki tarafın kuvvetleri Dımaşkile Remkarasında Tavvahin denilen yerde 885'te karşılaştılar. Ahmed bozguna uğrayarak barış yapmak zorunda kaldı. Humaraveyh ise Musul'a hâkim olarak Mısır, Suriyeve Anadolubölgesine kadar vali olarak tanınmıştır (886). Tulunî Devleti905 yılına kadar yaşamış ve Abbasî Halifesi Muktefi'nin kardeşi Muhammed b. Süleyman tarafından ortadan kaldırılmıştır.
Musul Bölgesinde Büyük Selçuklu Hâkimiyeti
Doğudan hızla batıya doğru genişleyen Büyük Selçuklu Devleti, Abbasî Halifeliğiüzerinde de büyük tesirler yaratıyordu. Tuğrul Bey, Halife Kaim bi-Emrillah'ın çağrısı üzerine Horasan'dan Bağdad'a gitmiş ve burada iken Musulve civarındaki Muzar bölgesini Arap Emiri Kureyş b. Bedran b. Mukallid b. Müseyyeb el Ukaylî'nin elinden almıştır.
Tuğrul Bey, 1057 senesinde halifenin kızıyla evlendi ve kendisine yedi kat hil'at giydirilerek zabtettiği yerlerde "saltanat hukuku hariç" olmak üzere istediği gibi hüküm sürmesine müsaade eden bir fermân ve "Sultanü'l-meşrık ve'l-mağrib" ünvanıverildi ve aynı yıl Musul'un idaresini İbrahim Yınal'a bıraktı.
İbrahim Yınalçok geçmeden Fatımîlerile Halife Kaim bi-Emrillah'ın Türk komutanlarından Arslan Besasiri'nin teşviki ve desteği ile isyan etti. Tuğrul Bey, İbrahim Yınal'ın üzerine gitmek için Bağdad'tan ayrıldığı anda Besasiri Bağdad'a girerek (1058) hutbeyi Fatımî Halifesi el-Mustansır adına okuttu. Tuğrul Bey bunun üzerine Alparslan, Kavurdve Yakutî'nin yardımlarıyla Rey'de İbrahim'i yakalattı ve yayının kirişi ile boğdurduktan sonra Bağdad'a dönerek halifeyi tekrar makamına oturttu (1060).
Tuğrul Bey'in vefatıyla Büyük Selçuklu tahtına oturan Alparslan, Musul'un idaresini Şerefü'd-devle Kureyş'e vermişti (1067). Alparslan'ın 1079'da katledilerek şehit olması üzerine yerine geçen oğlu Melikşah, Vezir Nizamülmülk'ün damadı Fahrü'd-devle Muhammed b. Cüheyr tarafından Mervanî Devleti üzerine sefer için ikna edilmiş, hazırlanan orduya da Artuk Beyve Arap Emiri Seyfü'd-devle komuta etmişti. Savaş neticesinde Diyarbekir ve Meyyafarikin ele geçirilmiş, böylece Mervanî Devleti ortadan kaldırılmıştı (1084). Bu savaştan sonra Sultan Melikşah, Mervanî Devleti'nin yanında yer alan Musul Emiri Şerefü'd-devle Müslim üzerine yürüyüp Musul'u almış, fakat Tekiş'in isyanı yüzünden Musul'u tekrar Müslim'e bırakmak zorunda kalmışsa da çok geçmeden Müslim yenilgiye uğratılmış ve Musul'a Kasımü'd-devle lakabıyla tanınan Aksungurtayin edilmişti.
Melikşah'ın ölümünden sonra ortaya çıkan taht mücadeleleri, Melikşah'ın kardeşi Tutuş'un Rey'de yapılan savaş esnasında öldürülmesiyle son buldu ve BerkiyarukBüyük Selçuklutahtına oturdu (1095).
Sultan Berkiyaruk Musul emiri olarak Kürboğa'yı tayin etti. Kürboğa'nın emirliği Berkiyaruk tarafından Haçlılar üzerine seferle vazifelendirilmesi ile daha da önem kazanmıştır. Haçlılar Antakya'ya girip Türk ve Müslüman halkı kılıçtan geçirdikten sonra Antakya önlerine gelen Kürboğa'nın idaresindeki birleşik Selçuklu ordusu, Suriye emir ve meliklerinin geçimsizliği yüzünden Haçlılara karşı başarılı olamadı. Kürboğa kuvvetlerini Musul'a çekmek zorunda kaldı ve Haçlılar bundan sonra Kudüs'e kadar ilerleyerek burayı işgal ettiler (1099).
Sultan Berkiyaruk'a karşı Gencevâlisi olan kardeşi Muhammed Taparisyan etmiş ve Azerbaycan dahil Rey'e kadar ilerlemeyi başarmıştı. Irak emirleriBerkiyaruk safına geçerken diğer kardeşi Sencer, Muhammed Tapar tarafını tutmuş, Hemedan'da yapılan savaşta Tapar, Berkiyaruk karşısında yenilgiye uğramış, veziri Müeyyedü'l-mülk esir alınmış ve öldürülmüştü (1101). Tapar ve Sencer tekrar toplanarak Bağdad'a yürüdüler ise de Halife Muztazhir'in araya girmesi ile antlaşma sağlanmıştı. Bu antlaşmaya göre Berkiyaruk "sultan", Tapar "melik" olarak tanınıyordu. Muhammed Tapar Arran, Azerbaycan, Diyarbekir, el-Cezîreve Musul'a hâkim olmasına rağmen çok geçmeden tekrar sultanlık iddiasında bulunmuştu. Antlaşmanın bozulması üzerine iki taraf arasında meydana gelen savaşta Tapar yine yenilerek kaçtıysa da Berkiyaruk'un hastalanması sebebiyle yeni bir antlaşma yapılmıştı. Buna göre; Büyük Selçuklu Devletiikiye bölünüyor, Muhammed Tapar Azerbaycan, Diyarbekir, el-Cezîre, Musul ve Suriye'de "sultan" olarak tanınıyordu. |
|
| Başa dön |
|
 |
Sayfanın En Üstüne Çıkmak İçin BURAYA TIKLA !
|