SistemCesur Türk

Durum: Çevrimdışı Kayıt: 19.01.2006
Mesajlar: 12294
Level: 69
| Deneyim: |
12837 / 12837 |
|
|
|
100% |
|
Tarih: Mon Aug 13, 2007 5:33 pm Mesaj konusu: MUSTAFA KEMAL PAŞANIN BÖLGE LİDERLERİ İLE HABERLEŞMESİ |
|
|
Millî Mücadele yıllarında Mustafa Kemal Paşa, Musul davası için mücadele veren Acemi Sadun Paşa'dan gelen telgrafları değerlendiriyor ve kendisi ile sürekli irtibatta bulunuyordu. Acemi Paşa ile ilişki kurarak, Kerkük'te mücadele veren aşiret reisi Seyid Muhammed Cebbarî de, halkın mücadele ruhunu canlı tutmak için olağanüstü çaba harcıyordu. Kerkük'ün tanınmış ailelerinden olan ve Kerkük Kalesi'nde tekke ve mescitleri zamanımıza kadar ayakta kalan Cebbarîler, Türklük yolunda mücadele veren şerefli bir yere sahipti. Mustafa Kemal ile de irtibata geçen Seyid Muhammed, Kerkük'ün ileri gelen milliyetçi liderleriyle büyük dayanışma sağlamıştı. Mustafa Kemal'in Seyid Muhammed'e yazdığı 1 Ağustos 1925 tarihli mektub, Atatürk'ün Musul hakkındaki düşüncelerini ortaya koyması bakımından da ilgi çekicidir. Mektubun metni şöyledir: "Muhterem Mücahid Seyid Muhammed ve Akrabalarına, Memleketin ayrılmaz bir parçası olan Musul'un ahalisinin yakında kurtulacağına inanç ve güven olunarak, ötedenberi devam eden çabalarınızda kararlı olmanızı, gelecekteki selamet ve saadetiniz adına, bilinen hamiyetine terk eylerim.
Türkiye Hükümeti'nin aidiyeti hasebiyle yakın gelecekten asla ümid kesmeyerek, zulümlere karşı yüksek bir mücadele ruhu ile aydınlık bir istikbal temin olunması din kardeşlerimizin huzur ve saadeti için kıymetdardır. Kurtuluş günleri yakındadır. Kurtuluş güneşinin doğmasını sabırlı biçimde beklenilmesini hatırlatır, Cenab-ı Vacibü'l-vücud'dan cümleye muvaffakiyetler temenni eylerim. 1 Ağustos (1) 341 (1925)"23 Milletler Cemiyeti'nin, 16 Aralık 1925 tarihinde Musul konusunda İngiltere lehine görüş bildirmesi, Irak Türklerinde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Türkiye'nin İngiltere ile imzaladığı 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Andlaşması üzerine Musul bölgesi resmen İngiliz mandası altında Irak'a bırakılmıştı. Böylece Irak Türkleri, her türlü uluslararası güvenceden mahrum olarak, kendi kaderleri ile başbaşa öksüz ve mahzun kalmışlardı. Çünkü Ankara Andlaşması'nda Irak'ta kalanTürklerin kültürel veya siyasi yönden yararlanacakları hiçbir madde yer almamış, Türk halkının menfaatleri söz konusu edilmemişti. Irak Türklerinin önünde artık iki seçenek vardı. Birinci seçeneğe göre, Lozan Andlaşması'nın 31. maddesinde belirtildiği gibi, Türk vatandaşlığını kabul edeceklerdi. Ancak andlaşmada öngörülen ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında ikamet eden yetişkinlere tanınan bu hakkın süresi iki yıldı ve bu süre çoktan bitmişti. İkinci seçenekte ise, 30. maddeye göre Irak vatandaşlığını kabul edeceklerdi. Andlaşmanın 33. maddesinde ön görülen ve ikamet ettikleri ülkenin dışında bir ülke vatandaşlığı seçecek olanlar, 12 ay içinde mal varlıklarına zarar gelmeden istedikleri ülkeye gitme hakkını tanıyan seçeneği, bazı aydınlar ve iş adamları seçtiyse de, çoğunluk Irak'ta kalmayı tercih etti.
Irak vatandaşı olarak yaşamağa devam eden Türk halkı, buna rağmen yönetimin baskılarına da maruz kalıyorlardı. Irak Türkleri de sessiz duramıyor, baskı ve asimilasyon hareketlerine karşı mücadele ediyorlardı. İngiliz yönetimi de, "zararlı"(!) gördüğü ileri gelen Türk aydınlarını, yurt dışına veya yurdun başka bir yerine sürgün etmekten çekinmiyordu.
Musul'un İngiliz mandası altında Irak'a bırakılmasını, milliyetçi liderler bir türlü içlerine sindiremiyorlardı. Hele bir İngiliz kuklası olan Faysal'ın kral olarak Irak tahtına oturtulması, Türklerden başka Araplar ve Kürtler arasında da tepkilere yol açmıştı. Bu tarz duyguları yatıştırmak için Kral Faysal da, zaman zaman yurt gezilerine çıkıyor, halkın sevgisini kazanmak istiyordu. 1928 yılında kral, bu gezilerinden birini Kerkük'e yapmıştı. Sevgi tezahüratı ile karşılaşacağını uman Faysal, bu ziyaretinde büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Şehirde dolaşmağa çıkan Faysal, halkın protestoları ile karşılaşınca, gezisini yarıda kesti. Yetkililerden, bu protestolara ön ayak olan elebaşlıların Kerkük'teki Sanayi Mektebi öğrencileri olduklarını öğrenince de, okulu kapattırmıştır. 1909 yılında açılan ve bir meslek okulu olan Sanayi Mektebi, böylece kapanmış ve Türk öğrencileri de cezalandırılmış oldu. |
|