Forum Anasayfa

  Portal Anasayfa    AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi   Cesur Türk Üye Kayıt Sözleşmesi (Kuralları Okuyunuz) Cesur Türk Üye Kayıt Sözleşmesi (Kuralları Okuyunuz) 
 
Hesabınız Hesabınız   Kişisel Mesajlar Kişisel Mesajlar   Oturum Aç Oturum Aç 
Cevapsız mesajlar

Etiketler: dizi izle , film izle , indir , video izle , youtube izle , dizi indir , bölüm özeti , oku, film indir , dizi, seyret , yutube
O VAZGEÇMEDİ YA SİZ??!!!

 
 

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Forum Anasayfa -> Sohbet
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
free
Kategori Moderatörü
Kategori Moderatörü

Durum: Çevrimdışı
Kayıt: 02.04.2006
free şu an tarif edilemez bir durumda 
Mesajlar: 640

Level: 23
Aktiflik: 7 / 65  
 10%
Seviye: 0 / 1289  
 0%
Deneyim: 724 / 724  
 100%

MesajTarih: Sun Aug 20, 2006 5:25 pm    Mesaj konusu: O VAZGEÇMEDİ YA SİZ??!!!

Bu forumdaki linkleri sadece kayıtlı kullanıcılar görebilir!
Kayıt olmak içinburaya tıklayınız...

Bu forumdaki linkleri sadece kayıtlı kullanıcılar görebilir!
Kayıt olmak içinburaya tıklayınız...

Bu forumdaki linkleri sadece kayıtlı kullanıcılar görebilir!
Kayıt olmak içinburaya tıklayınız...

DİŞLERİNİN ARASINA SIKIŞTIRILAN KALEMLE YAZMAK�


Günlerdir uğraşıyorum... Ancak olmuyor... Yapamıyorum... Tükenmez kalemi dişlerimin arasına alıp önümdeki kağıda bir şeyler yazmaya çalışıyorum... Kalem kağıttan kayıyor... Harfler bir türlü oluşmuyor... Dişlerim acıyor... Kağıt yırtılıyor... Kalem dişlerimin arasından düşüyor... Yeniden kalemi dişlerimin arasına sıkıştırıyorum... Yeniden yazmaya başlıyorum... Bu kez birkaç sözcük yazmayı başarıyorum... Zorluyorum kendimi, ama en fazla bir cümle yazabiliyorum... Yoruluyorum... Ağzımdan akan sular kağıdı ıslatıyor... Kötü oluyorum... Kağıdı gömleğimin ucuyla siliyorum, yeniden yazmaya devam ediyorum... Ama yine olmuyor, başaramıyorum... Sonra bir yerde küçük bir kurşun kalem buluyorum, tam dişlerime uygun, onunla yazmaya koyuluyorum, ama kurşun kalem ağzımda ıslanıyor... Islandıkça üzerinde boyası soyuluyor... Küçük parçalar boğazıma kaçıyor... Yazmaya ara verip bu parçaları tükürmek zorunda kalıyorum... Kurşun kalemle de olmuyor... Olmuyor: Ben dişlerime sıkıştırdığım bir kalemle yazamıyorum, bunu anlıyorum... Ve bunu anlar anlamaz, okumayı yazmayı öğrendikten bu yana, neredeyse yirmi yıldan fazla bir zamandır nereye ne yazdıysa hep dişlerinin arasına aldığı kalemlerle yazan Oğuz kardeşimi düşünüyorum...

Önümde bana yazdığı iki mektup duruyor: Biri iki sayfa, diğeri bir buçuk sayfa... İki mektubunu da dişlerinin arasına aldığı tükenmez bir kalemle yazmış... Her biri üç, dört saatini almış... Kendisi çivi yazısı da dese, öyle okunaklı, öyle güzel bir yazısı var ki eğilip öpüyorum tek tek harflerini... Bu harflerdeki sevgiyi, yaşama sevincini, bu harflerdeki direnmeyi ve umudu öpüyorum... Ankara'da bir imza günümde tanıştığım Oğuz Mucurluoğlu doğuştan spastik özürlü... Ne ellerini kullanabiliyor, ne de ayaklarını... O kendini bildi bileli tekerlekli sandalyeye mahkum... Sandalyeden indiği zamansa onu ya annesi kucağına alıyor, ya da o bir başına dizlerinin üzerinde ilerlemeye çalışıyor...

İnanın, o benden hiçbir şey istemedi, sadece kendisini anlattı... Beni yaz demedi... Beni insanlara anlat demedi... Bunu ondan ben istedim... Ona telefon açtım ve seni anlatmak istiyorum, dedim... Çünkü onu tanıdığımdan beri kendimden, şikayetlerimden, yılgınlıklarımdan utanmaya başlamıştım... Size onu yazarsam, siz onu tanırsanız bu utancımdan biraz olsun kurtulabilirim, diye düşündüm...
Canım Oğuz kardeşim, senden öğrenecek ne çok şey var...

Çünkü en sıradan, en basit şeyleri ne denli büyütüyoruz... Ne çabuk küsüyoruz insanlara... Her şeyi nasıl da elde var bir sayıyoruz... Yazabilmeyi, parmaklarımızla bir dondurma külahı tutabilmeyi, el sıkışmayı, bir kediyi okşayabilmeyi, yağan yağmura ellerimizi uzatabilmeyi, istediğimiz kadar yürüyebilmeyi, delice koşmayı, her şeyi nasıl da hiç sorgulamadan en doğal hakkımızmış, diye yaşıyoruz...

Sevgili Oğuz, sen bunların hiçbirini yapamazken, gözlerindeki o yaşama sevinci, o büyük inanç, o sonsuz direniş nereden geliyor söylesene... 29 yıldır yaşadığın onca eziyeti, onca zorluğu nereye sakladın, söylesene... Yaşama senin gibi bağlanabilmek için ellerimizi, ayaklarımızı, gövdemizi kaç yıl bir tekerlekli sandalyeye mahkum etmemiz gerekir... Hayata yeniden ve senin gibi ve dopdolu yürekten bir merhaba demek için kaç yıl bir odaya, bir dost sese, çilekeş bir anneye muhtaç olmamız gerekiyor, söylesene...

Senin bir baban vardı değil mi... Şu an yaşıyor ve seni yıllardır aramıyor bile olsa senin için çoktan ölmüş bir baban vardı değil mi...
Seni daha çok küçükken doktora götürmüştü... Belki tedavin mümkün değildi, belki artık çok geçti, ama bütün bunlar senin suçun değildi, sana bütün bunları yaşadığın bu ülke, bu imkansızlıklar hazırlamıştı... Eğer doğduğun o ilk günler hastanelerde yer olsaydı, eğer kanın değiştirilebilseydi, eğer bunların olabilmesi için güçlü ve zengin bir çevrede dünyaya gelseydin... Bu ülke böyle adaletsiz, sağlık sistemi böyle çürük, koşullar bu denli yetersiz olmasaydı bu gün seninle başka şeyleri konuşuyor olacaktık... Bugün ne ben senin yaşama sevincinden utanç duyacak, ne sen bana iki sayfalık mektubu dişlerini kanata kanata dört saatte yazacaktın...

Hem senin bir baban vardı değil mi Oğuz... Muayene için gittiğiniz doktordan, senin iğneyle öldürülmeni isteyen bir baban vardı... Avrupa'da senin durumunda birini iğne yaparak öldüren doktorun tutuklanmasını protesto eden; ne iyi hem hasta, hem ailesi kurtuldu, o doktor bence en doğrusu yapmış, diyen bir baban vardı...

Bu konuşmalar senin yanında olmuştu... Bir babana, bir doktora bakmıştın neye karar verecekler diye... Susarak onları dinlemiştin... Kaderin senin yanında konuşuluyordu... Sonra baban içindeki o derin sevgisizlikle hızını alamamış doktora seni göstererek, alın bunu, kesip biçin inceleyin, onu tıbba hizmet için size bırakıyorum, demişti... Senin bir baban vardı değil mi...

Yine de susmuştun sen... Gerçeğin daha katısı var mıdır... Daha koyusu, daha acımasızı... Bundan daha büyük çaresizlik var mıdır... En çok hangi haksızlığa isyan edilebilir... Yine de susmuştun... Ta ki doktor ayağa kalkana, yürüyene kadar... Babanın özürlü olduğun için iğneyle öldürmeni istediği doktor bir topaldı... Bir insanın topal olduğuna belki ilk kez o gün, o an bu denli çok sevinmiştin... Yalnız olmadığını ve o an bu doktorun seni yok edilmesi gereken bir fazlalık olarak gören bu dünyada sana herkesten daha çok yakın olduğunu hissetmiştin...

Ne yaşasanız ve neler görseniz bile yine de öğrenecek ve anlayacak ne çok şey kalıyor geride...

Zulmün o ele geçmez ve anlaşılmaz yüzüyle göz göze gelirken, aynı anda sevgi ve şefkatin o uçsuz bucaksız ülkesini görüyorsunuz...

Zulüm ve şefkat... İki komşu ülke... Birinin bittiği yerde öbürü başlıyor... Oğuz'un hayatı bu iki ülke arasında acıyla ve hep dizlerinin üzerinde koşarak geçmiş... Babasından zulmü öğrenmiş, annesinden şefkati...

Onun zulüm ülkesinden küçük bir ayrıntı: Babası annesini döverken ona daha çok acı verebilmek için şövalye yüzük yaptırmış... Bu yüzüğü ve annesinin çığlıklarını unutamamış hiç...

Uçsuz bucaksız bir ülke zulmün ülkesi, biter mi... Ve hiç biter mi şefkatin ülkesi... Annesi yıllar boyunca sırtında, yağmurda, çamurda her ve koşulda onu okullara taşımış... Hiçbir özürlüyü düşünmeden yapılan sokaklardan, kaldırımlardan, otobüslerden geçerek ve bir kez olsun yeter artık, ben tükendim, demeden onu taşımış gitmesi gereken her yere... O dışarı çıkamayınca ise dünyayı eve çağırmış... İyi kalpli sokak çocuklarını, güler yüzlü ve sevecen komşuları, her an yardıma hazır, o fedakar üniversiteli gençleri...

O geçerken hep acı veren zaman ancak böyle hafiflemiş, yaşamak denen o büyük çile her şeye rağmen böylesi güzel anlamlar dolmuş...

Oğuz'u böyle güzel ve hafiflemiş anlarında değil, en çok bir başına, yapayalnız kaldığında düşünüyorum... Akşam olup konuklar evlerine döndüğünde, annesi odasına gidip yattığı, el ayak çekildiğinde, kendisiyle ne konuştuğunu, pencereden seyrettiği ıssız sokakların onda ne uyandırdığını, evlerinin önünden geçen arabanın içinden dışarı taşan o kahırlı müziğin onu nerelere götürdüğünü, gece ansızın bastıran yağmurun altında tek başına yürüyen uzun saçlı bir kızın onda hangi özlemleri uyandırdığını...

Ben Oğuz'u en çok yalnızken düşünüyorum... Bir başınayken... Ona kimse yardım etmezken... Bir cehennemi anı andıran o dört kez girdiği üniversite sınavlarında... O hiçbir bedensel sorunu olmayan yaşıtlarıyla beraber girdiği bu sınavlarda, dişlerinin arasına aldığı kalemiyle, o korkunç ve zalim zamanla yarışarak, kan ter içinde toplama, çıkarma işlemlerini yaparken düşünüyorum...

Onun böylesi anlarını hayal ettikçe kendimi daha eksik görüyor, çünkü bugünlerde onu düşündükçe ellerimden, ayaklarımdan daha çok utanıyorum... Bu utanç bana yitirdiğim hayatın anlamını hatırlatıyor... Bu yüzden bugünlerde bana hayatın anlamı nedir, diye sorsalar hiç düşünmeden Oğuz'un dişlerinin arasına aldığı kalemle yazdığı mektuplar ve yazılar, derim...

Ona Gazi Üniversitesi Çevre Bölümü'nü kazandıran bu haklılık bana yitirdiğim hayatın anlamını hediye ediyor işte...

İşte bu yüzden bu günlerde hiçbir şeye kızmıyor, içerlemiyorum... Hiçbir şey beni yıldırmıyor... Ve ne zaman böylesi duygulara kapılacak olsam aklıma Oğuz ve dişlerinin arasındaki kalemi geliyor... Ne zaman böylesi duygulara kapılacak olsam, önce gülüyorum kendime, sonra da tereddütsüz küçümsüyorum duygularımı... Ama ben ne hissedersem hissedeyim, nereye gidersem gideyim, zulüm er geç gizlendiği yerden çıkageliyor... Geçmişten ve gelecekten geliyor... Hiç ara vermeden... Biraz olsun soluk almadan çıkageliyor: Oğuz, Gazi Üniversitesi'ne kaydını yaptırdıktan birkaç gün sonra babası sekreterliğe gidip, bu çocuk özürlü, okuyamaz kaydını silin, demiş... Ve çocuğunun bu okulda okuyamayacağını ikna edebilmek için oradaki görevlilere uzun bir süre dil dökmüş...

Hem hayatın, hem de doğanın zulmünü onca iyi bildiği halde bunu anlamakta o bile güçlük çekmiş... Bir baba üniversiteyi kazanan oğlunun kaydının silinmesini nasıl ister? diye sordu bana hem mektuplarında, hem de telefonlarda...

Peki, böyle bir babanın oğlu, bu koşullarda; üstelik elleri ve ayakları tutmayan, tekerlekli sandalyeye mahkum bir insan üniversiteyi nasıl bitirir... Üstelik ardından Yeni Mahalle Belediyesi'ne kadrolu eleman olarak nasıl girer... Uğur Mumcu Vakfı'nın verdiği yazarlığa hazırlık ve felsefe eğitimi alıp ve bu vakfın gönüllü üyesi olduktan sonra, özürlü insanların sorunlarını ele alan Sevgi Çemberi adlı derginin Ankara temsilciliğini bir süre yürüttükten sonra, şimdi de İskenderun'da çıkan Lâl Dergisi'nde nasıl yazarlık yapar...

Bütün bunların ve bundan sonra olacakların sırrı hep aynı yerde bence: Oğuz'un dişlerinin arasına aldığı o kalem... O kalemle yılmadan yazdıkları...

Bu yazıyı okuyan ve seni aramak isteyenlere telefon numaranı verebilir miyim, diye izin istedim ondan... O çoktan hazırdı hayatını herkesle paylaşmaya, ama yine de annesine sormadan edemedi... Telefondan duydum: Annesi de bu teklifi hiç tereddütsüz kabul etti...

Zulüm kimi zaman tahammül edilmez olduğunda, hayat üzerinize geldiğinde, artık yıldım, sorunlarımın üstesinden gelemiyorum, dediğinizde, zorluklardan bıkıp usandığınızda Oğuz'u arayın... Sohbet edip dertleşin onunla... İyiyken ve mutluyken de arayın onu... Ona yürüyemediği ve bir yere gidebilmek için hep başkalarına muhtaç olduğu halde hayata nasıl bu denli bağlı olabildiğini... Ona odasını ağzıyla nasıl temizleyip düzenlediğini, hatta nasıl tavla oynayabildiğini sorun...

Bunca haksızlığa ve şansızlığa uğramışken onun için mutluluğun ve özlemin ne demek olduğunu; ve en çok onu yıllardır sırtında taşıyan annesini sorun...

Aşklarını, sevgililerini, hatta herkesin yaptığı işten dolayı küçümsediği bir telekızla nasıl gönülden bağlandığını sorun... Tam evlenme aşamasında nasıl terkedildiğini de sorun... Evine gelip giden ve onu istediği her yere büyük bir sevinçle götüren o iyi kalpli ve sevgi dolu arkadaşlarını sorun... Sekiz yıl önce evden ayrılan ve bir daha ne onu ne de annesini arayıp soran babasını sorun... Ona zulmün ve şefkatin ülkesini sorun...

Sonra bir an için kendinizi onun yerine koyun... Ellerinizi, parmaklarınızı hiç kullanamadığınızı düşünün...

Ve sonra, evinizde el ayak çekildikten, odanızda tek başınıza kaldıktan sonra önünüze beyaz bir kağıt koyup ve kaleminizi dişlerinizin arasına alıp, o çok sevdiğinize bir kez de böyle mektup yazmayı deneyin.

..

_________________

HAyAtI 3,5 ile 4 aRaSınDa yaŞaRıZ YA hEp 3,5 aTaRsInIz yA dA dÖrT dÖrTlÜk YaŞaRsInIz


KARDAN ADAMLAR YAPTIM
HEPSİNİ KAHRAMANIM SANDIM
AVUÇLARIMDA ERİDİLER
TELLİ DUVAKLAR TAKTIM
HER DEFA SANKİ AKLANDIM
ÇOK ÇABUK
KİRLENDİLER



KaRdAn AdAmLaR yApTıM


Ey HaYaT sEn ÖlÜmE ŞüKrEt SeNi OnUn YüZüNdEn !!!!!!!!!!!!!!!!!!! SeViYoRuM !!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Başa dön
monamy
Harbi Üye
Harbi Üye

Durum: Çevrimdışı
Kayıt: 26.01.2006
monamy yükselmekte olan bir dalın üzerinde 
Mesajlar: 3059
Şehir: erzincan :((
Level: 43
Aktiflik: 67 / 195  
 34%
Seviye: 0 / 6460  
 0%
Deneyim: 3087 / 3087  
 100%

MesajTarih: Mon Aug 21, 2006 9:08 pm    Mesaj konusu:

iste yasama azmi ve sevgisi budur arkadaslar ama unttugumuz bir sey var arka planda..

onun tam düstügünde elinden tutan ona bu yasamı her seye ragmen sevdiren birileri vardır mutlaka

onun için bu soruya cevap verirken bunu da düsünmeliyiz bence..

ben basaramazdım vazgecerdim . cünkü elimden tutaca kimsem olmazdı..
_________________
Bu forumdaki linkleri sadece kayıtlı kullanıcılar görebilir!
Kayıt olmak içinburaya tıklayınız...


korkaklıkta ar, ilerlemekte seref var..

biz denizci degiliz ki, her limanda bir sevgilimiz olsun; biz komandoyuz daglar sagolsun

'hayat kızgın boga,ben se kırmızı pelerin'

yusuf öldü deyup salat ederler,
ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez
Bu forumdaki linkleri sadece kayıtlı kullanıcılar görebilir!
Kayıt olmak içinburaya tıklayınız...


Bu forumdaki linkleri sadece kayıtlı kullanıcılar görebilir!
Kayıt olmak içinburaya tıklayınız...


Bu forumdaki linkleri sadece kayıtlı kullanıcılar görebilir!
Kayıt olmak içinburaya tıklayınız...
Başa dön
Sistem
Cesur Türk
Cesur Türk

Durum: Çevrimdışı
Kayıt: 19.01.2006
Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri Sistem herkes için örnek biri 
Mesajlar: 12294

Level: 69
Aktiflik: 226 / 566  
 39%
Seviye: 0 / 27802  
 0%
Deneyim: 12837 / 12837  
 100%

MesajTarih: Tue Aug 22, 2006 6:40 am    Mesaj konusu:

çok teşekkürler bizimle paylaştığın için free kardeşim

dikkat ediyorum çok önemli konuları bizimle paylaşıyorsun..

hayattaki biz azim hısrsı görüyoruz burda..
Başa dön
aLeXis
Vatandaş
Vatandaş

Durum: Çevrimdışı
Kayıt: 09.09.2006
aLeXis şu an tarif edilemez bir durumda 
Mesajlar: 8

Level: 1
Aktiflik: 7 / 9  
 77%
Seviye: 0 / 19  
 0%
Deneyim: 125 / 125  
 100%

MesajTarih: Sat Sep 09, 2006 12:01 pm    Mesaj konusu:

yaşam sevinci azim işte insanoğlu diyorum..
Başa dön
tuluğ
Vatandaş
Vatandaş

Durum: Çevrimdışı
Kayıt: 14.08.2007
tuluğ şu an tarif edilemez bir durumda 
Mesajlar: 46
Şehir: o yok artık
Level: 5
Aktiflik: 8 / 13  
 61%
Seviye: 0 / 86  
 0%
Deneyim: 106 / 106  
 100%

MesajTarih: Wed Aug 15, 2007 12:02 pm    Mesaj konusu: azim

evet arkadaşlar haklısınız azim bu işte tüm insanlarımız böle olur inşallah tabi bizimde önemli bi katkımız lazım ama nerde maalesef
_________________
Kime ne ki ben kimim...
Nereye yürüyorum...
Gönlümün bahçesine günde kaç çiçek dikiyorum...
Aynamın cadısına günde kaç kez selam veriyorum...
Evimin hangi odasında ölmek istiyorum...
Bende bilmiyorum!

Yıprandıkça arttı aşkınız yandınız! yarına salim çıkmak yetmez yanıldınız!
Başa dön
livadi
Vatandaş
Vatandaş

Durum: Çevrimdışı
Kayıt: 29.09.2007
livadi şu an tarif edilemez bir durumda 
Mesajlar: 6

Level: 1
Aktiflik: 5 / 9  
 55%
Seviye: 0 / 19  
 0%
Deneyim: 70 / 70  
 100%

MesajTarih: Sat Sep 29, 2007 4:31 pm    Mesaj konusu:

evt ya azimli olmak bu olsa gerek
Başa dön

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Forum Anasayfa -> Sohbet
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Sayfanın En Üstüne Çıkmak İçin BURAYA TIKLA !


Cesur Türk
Bu forum phpBB Tabanlıdır.
Privacy (Gizlilik ilkesi)
Copyright © 2005-2007
All right reserved CesurTurk.Org
Cesur Türk Kullanıcı Gizlilik Koşulları ve Site Kullanım Şartları
Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece CesurTurk.Org'ye aittir.
Materyallerimizin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Sitemizde yer alan yazıların telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.
Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Misyonumuzu buradan okuyabilirsiniz. Sitemizde yazınız bulunuyorsa ve kaldırılmasını istiyorsanız lütfen iletişim  bölümünden irtibata geçiniz.
Yönetim ve Webtasarım SABQCES tarafından yapılmaktadır.
(( Gücümüzü Türk devletini kuran asil Türk ırkından alıyoruz ))
Genel Site MapUrllistForum SitemapPortal SitemapDownloadsHaberlerYoutubeForum
seo seo danışmanı çiçekçi | matbaa | Çelik Konstrüksiyon | film indir | söve | söve makinası | Forum seo dizi


Aspen health directory directoryx submitlink Aspen health adult hikaye sikiş videoları porno videoları erotik hikaye erotik hikaye sikis video porno videolari bedava porno porno hikayeleri hikaye seks hikayeleri sikis hikayeleri sikis hikayeleri porno izle